almatour

İstanbul’da mesafe kavramı

İş görüşmesi için Kadıköy'den kalkıp Yenibosna'ya gittim geçenlerde. Metrobüs'e evden yirmi dakika yürüyüş, ardından metrobüsle yaklaşık bir saatlik yolculuk, sonrasında da yarım saatlik minibüs seyehati ile varabildim iş yerine. İstanbul trafiği koşullarında pek de uzun mesafe sayılmaz elbet bu. Başka yerlerde ise bu kadar zamanda resmen şehirler arası yolculuk yapılır. Örneğin Adana'dan Mersin'e aynı sürede gidebilirsiniz. İstanbul, dev bir metropol.. Dolayısıyla zaman ve mesafe kavramları da değişiyor ister istemez. Zaman göreceli bir kavramdır deniyor ya buna en güzel örnek, sanırım İstanbul'da yaşayan birinin küçük bir kasabaya gittiğinde yaşadığı şaşkınlık olabilir kanımca. Aslında benim için yolda geçirdiğim süre önemli değil, sadece çok indi bindi yapmayayım yeter. Bir buçuk saatte gitsem de işe, yolda kitap okurum, yazı yazarım ve hatta casino bonus tr'lerimi değerlendirebilirim. Çünkü İstanbul'un büyüklüğüne alıştım yıllardır, ve seviyorum kendisini..

Telif Hakları

Bu günlerde söz yazarı ve bestecilerimiz, telif haklarıyla ilgili sıkıntılarını dillendirmeye ve sorunları gündeme taşımaya başladılar. Yapımcılarla ciddi problemlerinin olduğunu anladığımız söz yazarı ve bestecilerimizin, yaptıkları şarkıların başkaları tarafından seslendirilmesinden yeterli geliri elde edememekten şikayetçiler genelde. Bu konu, aslında, bizim toplum olarak hukuğa ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi. Yıllardır yapımcılar böyle ve yıllardır doğru düzgün hukukçularla çalışmayıp, piyasa koşullarına kendini kaptıran söz yazarlarımız, bestecilerimiz ve hatta bunlara dizi oyuncularımızı da dahil edebiliriz, şimdi yapımcıların kendilerini sömürmelerinden şikayet ediyorlar. Dizi oyuncuları da, aşırı çalışma saatlerini gündeme getirmişlerdi. Bu işle mücadele ettiğini bildiğimiz bir kaç oyuncunun işsiz kaldığı ortamda sesini çıkartmayanların şimdi şikayet etmeye hakları yok diye düşünüyorum. Sözleşmeleri imzalarken çok iyi okumak gerektiğinin farkında olmalılar bence. Bizim için hava hoş, dizimizi seyrettikten sonra şarkı dinlerken açıyoruz www.casino-video-slot-oyunlari.com'u, oyunumuzu oynuyoruz istediğimiz gibi…

Halil’in Düğünü

Apartmanımıza geçen sene taşınan bilgisayar teknisyeni Halil 10 gün sonra evleniyor. Hepimize tek tek uğrayıp davetiye verdi. Gelin de pek güzel, esmer ve yeşil gözlü, uzun boylu hanım hanımcık bir kız. Düğün Avrupa konutlarının geniş bahçesinde yapılacak. Nikaha gideceğiz oradan de hep beraber düğüne eğlenmeye gideceğiz. Halil’in bilgisayarımda çok emeği vardır, ben de ona ilk zamanlarda 2 günde bir yemek götürürdüm. Birbirimizi severiz ana oğul gibi olduk. Evlenince bu kumar işlerini bırakacak mısın diye sordum. Malum www.kumarsiteleri.net gibi adreslerden pek çıkmıyor. Casino sevdiği bir ilgi alanı olmuş. Eşi ne der bilemem artık onlar aralarında konuşurlar. Ben ikinci bir annesi olarak yeni evli çifte yardımcı olmaya çalışacağım. Balayına bile karar vermişler dükkanı kapatıp 1 hafta Çeşme’ye otele gideceklermiş. Halil’i oğlum gibi severim çok mutlu olmalarını isterim. Kendi çocuklarım uzaktalar onları özlüyorum.

Elektronlar

Elektronları hepimiz duymuşuzdur. İlkokuldan beri derslerimizde mutlaka adı geçer. Fizik derslerinde geçer, kimya derslerinde geçer hatta elektronlar birçok derste geçer. J.J. Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900′lü yılların başlarında Ernest Rutherford günümüz atom modelinin temelini teşkil eden yapıyı ortaya koydu: atomun, kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan bir çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan oluşmaktadır. Rutherford çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçacığa proton adını verdi. 1932 yılında Chadwick nötronu buldu. Daha sonra kuantum teorisi doğrultusunda Niels Bohr, Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun Planck sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti. NİELS BOHR’un modeli ise modern atom teorisine en yakın modeldir.Bohr’a göre elektronlar çekirdeğin çevresinde rastgele yerlerde değil,çekirdekten belirli uzaklıklarda bulunan katmanlarda döner.Bohr da tasarladığı bu modelle Nobel ödülüne layık görüldü. Buradan günümüze kadar ise bir çok gelişme yaşandı.

Kedi aynada kendini aslan olarak görürse..

Tüyleri yoluk yoluk, küçücük cüssesiyle aynaya bakan kedi, karşısında bütün heybetiyle duran, yelesi pırıl pırıl parlayan bir aslan görürse ne yapar? Önce inanamaz.. Sağa döner, sola döner, aynadaki suretinin gerçek olup olmadığını test eder herhalde.. Sonra şöyle bir silkinir ve içinden “ evet, ben ormanların kralıyım!” diye geçirir. Sonra kendisinden menfaati olduğu için sürekli çevresinde ona “sen aslansın, sen kaplansın, sen bizim için bir nimetsin..vb” diyenlerden birini çağırıp sorar:

“- Oradan bakınca aynada nasıl görünüyorum?”

Menfaatçi kedi her ne kadar “ oradan da baksam, buradan da baksam sen sefil bir kedisin, ciğer sende olmasa ben sana diyeceğimi bilirdim ama ne yaparsın işte çıkar dünyası..” diye düşünse de hemen cevaplar:

“- Heybetinizden ayna bile ne yapacağını şaşırmış efendim! Bakınca ormanların, hatta bütün dünyanın kralını görüyorum..” der..

Kedi artık saldırmaya hazırdır…

 

Mükemmel Dörtlü

Kaan, Ahmet, Barış ve ben mükemmel bir dörtlüyüz. Çok yakın arkadaşlarız her sırrımızı bilir ve birbirimizle derdimizi sevincimizi paylaşırız. Futbol deseniz dördümüz de bir takımın alt yapısında oynuyoruz beraber. Küçüklükten beri mahalle mahalle top koştururduk şimdi profesyonel olduk bu işte. Barış ve ben orta sahadayız, Kaan defansta Ahmet ise kaleci olarak oynar. Bu durum hiç değişmedi. Müzik deseniz kendi orkestramızı kurduk geçen sene. Taksim’de bir mekanda her Perşembe ve Cumartesi geceleri çalıyoruz. Okuldan çıkıp provaya gideriz ve buradan da iyi kazanırız. Ben bas gitarcıyım, Kaan elektronik gitarcı, Ahmet klavyede, Barış ise bateristimiz. Dinleyicilerimiz bizi çok sever her hafta sonu müdavimler gelir dinler bizi. Bir de küçük kulis gibi odamız var. Beklerken bazen www.ucretsiz-slot-makina.com sitesinde takılırız. Kaan ve Ahmet slot oyunlarını çok sever. Küçükken mahallede oyun salonlarında da slot oynardık.

Her şeyi okurum

Okumak benim olmazsa olmazım.. Mesela gazete almadığım günler yoksunluk hissederim, öyle internetten okumak kesmez hem de.. İlle de gazeteyi elime alıp okuyacağım.. Tahmin edeceğiniz üzere elimde mutlaka bir kitap olur. Yemeğin soğanını karıştırırken, durakta otobüs beklerken, sevdiğim bir dizinin reklam aralarında, gece yatarken, sabah kalktığımda hep okurum bir şeyler. Okumaktan büyük zevk alırım, bir de dinleyerek anlayamam bir şeyi. Mutlaka okuyacağım, hatta okurken mümkünse not da almam gerekir. İnternette de sürüyor bu alışkanlığım, insanların sıkıldığı uzun makaleleri okumaktan büyük zevk alıyorum. Onlarca blog takip ediyorum mesela, samimi yazıları okumak ayrıca bir keyif veriyor.. Bir oyun mu oynayacağım, oyunun kurallarını didik didik okuyorum örneğin. Geçen gün rulet stratejisi hakkında en az dört tane makale okudum, iyiki de okumuşum ne detaylar varmış bilmediğim. Öyle oyun deyip de geçmemek lazım, eğitim şart anlayacağınız..

Bol bol su içmeli

Sağlıkla ilgili hangi sorunu dile getirseniz, doktorların tavsiyelerinden birisi de su içmek oluyor nedense. Kilo probleminiz varsa, bol su için diyorlar, gripseniz de bol su için diyorlar, böbrekleriniz ağrıyorsa da su içmeyi öneriyorlar, başınız ağrıyorsa da susuz kalmışsınız diyorlar. Bunu anlamakta çok zorlandım başlangıçta ama, sanıyorum, dörtte üçü su olan vücudumuz gerçekten de sıvı dengeleri üzerinden çalışıyor. Vücudumuzu anlamak gerçekten de zor, bunu doktorlara bırakmakta fayda var, bizim yapabileceğimiz tavsiyelerine kulak vermek. Ben de son zamanlarda fazla kilolarımdan kurtulabilmek için bol bol su içip spor yapmaya çalışıyorum. Onun dışında da yemekten ve stresten uzak durmaya çalışıyorum. Bütün bunları yaparken de en çok kendi kendime zaman geçirmekten ve eğlenmekten hoşalnıyorum. En büyük eğlencem de casino video poker oynamak. Kendime boş zaman ayırabilirsem, bol bol internette oyun oynamaya çalışıyorum, tüm stresimi alıyor.

Şirin Bahçemiz

Mor sardunyalar, menekşeler ve aslan ağzı çiçeklerimiz yemyeşil bahçemizde farklı ve hoş bir görünüm yaratıyor. Yıllarca annem ve babam bu bahçeye emek verdiler. Şimdi sıra bizde. Ben ve kız kardeşim Özlem ailemizi kaybettikten sonra onlardan kalan bu bahçeye aynı özeni, ilgi ve sevgiyi vermeye devam ettik. Mangal yapmaya devam ettik, limon ve kayısı ağaçlarımıza iyi baktık, çiçekleri suladık, gübreledik, bakım yaptık ve onlarla konuştuk. Annemizin sırrı buydu, çiçekler anlar derdi. Onlarla konuşarak böyle güzel bir bahçe elde etmişler. Biz de aynısını sürdürüyoruz. Her bir çiçeğin, otun ve ağacın adı var. İkimiz de onlarla ilgilenmeyi unutmuyoruz ve aksatmıyoruz. Gölgesinde oturup kardeşimle karşılıklı kahvemizi de içiyoruz www.ucretsiz-rulet.com adlı oyun sitesine girip eğleniyoruz da. Rulete hele bayılıyoruz. O zarlar dönerken heyecanla bekliyoruz. Oyun ve kahve keyfimiz özellikle şirin bahçemizde daha da heyecanlı oluyor.

Twitter sayesinde dünya küçüldü..

İnternet sayesinde dünya gerçekten küçüldü artık. Öyle ki İstanbul'da hapşırıyorsunuz, Amerika'dan “çok yaşa” cevabı geliyor anında. Hem de hiç tanımadığınız insanlardan. Twitter sayesinde oluyor bütün bunlar.. Türkiye'de yaşanan Gezi Parkı olaylarında bunu bir kez daha anladım. Ne muhteşem bir etkisi var bu sosyal medyanın! Birileri fotoğraf çekiyor, dakikalar sonra milyonlarca kişi o fotoğrafı görüyor, paylaşıyor.. Hani felsefede “ kelebek etkisi” diye bir teori vardır. Bir kelebeğin kanat çırpışı kilometrelerce uzaktakileri etkiler diye.. Aynen öyle işte..

Bu olaylardan önce açıkçası interneti sadece eğlenmek, arada sırada www.sanal-para-casino.com sitesine girip oyun oynamak, Facebook'daki arkadaşlarımın resimlerine bakmak, arada sırada Google'da bir şeyler aramak, haber sitelerine girip manşetlere bakmak için kullanırdım. Ama olaylar öyle bir hızla gelişti ki, bir Twitter hesabı açıp olan biteni takip etmekten kendimi alıkoyamadım. Anladım ki sosyal medyadan uzak durmak, dünyadan da kopmak demekmiş..

Previous Posts